Walter Benjamin Fotoğraf felsefesinde bir mihenk taşı…

 

Walter Benjamin Fotoğraf felsefesinde bir mihenk taşı…

“Geleceğin cahilleri, alfabeyi sökemeyenler değil fotoğraf çekemeyenler olacak deniyor. Ama kendi fotoğraflarını okuyamayan fotoğrafçıyı da cahil saymak gerekmez mi?”
Walter Benjamin

New York 1109 5th Avenue ve 92nd Street’deki Jewish Museumda gerçekleşen ve 17 Mart ve 6 Ağustos 2017 tarihleri arasındaki gezilen Walter Benjamin ile ilgili sergiyi kaçırmamış olmamız onunla ilgili düşüncelerimizi dile getirmeyi engellemez. 48 gibi erken bir yaşda kaybettiğimiz bu dehanın fotoğrafa etkilerini incelemek istedik.
Walter Bendix Schönflies Benjamin (15temmuz 1892 Berlin de doğar – 26 eylül 1940 da Portbou da ölür) filozof , sanat tarihçisi, edebiyat ve sanat eleştirmeni, tercümandır (Balzac, Baudelaire ve Proust tercümelerini yapmıştır) . Frankfurt okuluna bağlıdır.
1950 li yıllardan itibaren düşünceleri ilgi çeker ve bir çok düşünürü etkiler.
Fotoğraf felsefesinin temel taşları veya üç ayağı diyebileceğimiz Roland Barthes, Susan Sontag ve John Berger neden Walter Benjamin’den etkilendiler? soruya cevap aramak için yola çıktık.
Tabii öyle kolay Walter Benjamin olunmuyor. Genlerle ve çevreyle de birşeyler taşınmalı. Benjamin Paris’te banker Berlin de antikacı ve sanat taciri bir babanın oğlu. koleksiyonlarla ilişkisi çocukluğunda başlıyor.
Çok önemli Psikolog William Stern, şair Gertrud Kolmar ve filozof ve aktivist Günther Anders’in yeğeni olması da cabası.
Daha 18 yaşında önemli bir dergiye Der Anfang’a makaleler yazmaya başlar. 20 yaşında felsefe, sanat tarihi ve filoloji eğitimlerine başlar. İtalya’yı dolaşarak ilham almaya çalışır. Baudelaire’i çevirmeye başlar. Nişanlanır ama nişanını aşık olduğu yazar Dora Pollak için bozar. Dora Pollack ile evlenir bir çocukları olur.
Askerliğini erteler ve İsviçrede tezini tamamlar. Bu sırada Hans Richter et Francis Picabia gibi ünlü dadaistlerle arkadaş olur.
1920 de maddi sıkıntılar nedeniyle babasının evine taşınırlar, ardından eşinden ayrılır. Parise gider orada sürrealistlerle tanışır. Babasından gelen yardımlar kesilir. Capri adasında Asta Lacisle dost olur ve ondan Marksimi öğrenir. Bir yıllığına İbiza adasına yerleşir. Nazi Almanyasına dönmek istememektedir. Uyuşturucuya başlar. 1934 de Danimarkaya sığınan Brecht ile tanışır. Brecht kendisine maddi yardımda bulunur. Parise yerleşir. Yazdığı bir yazı yüzünden alman vatandaşlığından atılır. Almanlar Parise girip evini basınca Fransanın güneyine kaçar. Orada da öldürüleceğini düşünerek intihar eder.
Son dönemin yaşamış en büyük Marksist ideologlarından bir tanesidir.
Bizi ilgilendirenler “Fotoğrafın kısa tarihi” ve “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı” adlı eserleridir.
Aura kavramını 1931 de öne sürer. Teknoloji, tarih, sanatla yakından ilgilenen Benjamin’in öne sürdüğü diğer bir kavram ise “melankoli”dir. Walter Benjamin, 1935 yılında yazığı “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı” makalesinde, fotoğrafın sanat eserine etkilerini değerlendirir. Görüş ve düşünceleri ölümünden yıllarca sonra kavranmış ve yaygınlık kazanmıştır.
Bir sosyal üretim formu olarak sanatın önemini fark eden ilk kişi olduğu düşünülen Walter Benjamin öncelikle sanatsal üretimin aurasını, burada ve tek olma özelliğinin, yeniden üretimle gerçekleştirilemeyecek bir yapıda olduğu saptar ancak sanat eserinin teknik yolla yeniden üretimini ayrı tutar. Walter Benjamin’in internetin var olmadığı o yıllarda gördüğü bu olay sanat eserinin değerlendirildiği dönemden çok daha ileri boyuttaki teknik olanaklarla yeniden üretime konu olmaya devam edecek olmasıdır ki bu durum internet ortamında geçerliliğini korumakta ve şimdiye kadar olmadığı bir süratle yayılmaktadır.
Zuhal Özel Sağlamtimur’un tezinde özetlediği gibi Walter Benjamin fotoğrafla tarih arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak amacıyla anahtar kavramlardan yararlanmıştır. Bu kavramlar Benjamin için, gelenek, yeniden üretim, optik bilinçaltı, diyalektik görüntü, rastlantı kıvılcımı, auranın aktarımı, şimdi ve buradalık, biricikliktir.
1920’lerin sonlarından başlayarak Benjamin’in Marksist düşenceye yaklaşarak yapıtlarının, sanatın nasıl bir siyasal kimlik varsaydığını ortaya koymakla ilgili olduğu görülür.
Ona göre; ilkel toplumlardaki sanat, da bu toplumların kutsallık anlayışlarındaki şekilcilik gibi, temelde tören görevi görmektedir; tapılacak bir fenomen olarak değerlendirilir. Ancak, halkın sanata erişme olanağı düşük olduğundan günümüzde sanat yapıtlarını müzelerde, sergi salonlarında insanlara sunar. Kitle iletişim araçlarının katkısıyla, özünü yitirmeden çoğalabilen ama amaçsız kalan sanat artık müdahale edilebilir haldedir. Böylece sanat, toplumda siyaset kavramlarla iç içe geçmiş durumdadır.

Yararlanılan kaynaklar;

Zuhal Özel Sağlamtimur; Walter Benjamin’in Bakış Açısından Tarih ve Fotoğraf İlişkisi;
İletişim Kuram ve Araştırma dergisi, sayı 37, 2013)
Ayla Torun; Walter Benjamin, Sanat Eserinin Aurası ve yeni medya sanatı; International Multilingual Academic Journal, Vol. 2, No. 1, (2015)