images-9 images-10 images-11 images-13 images-14“Paris gece hayatında beni kendine hayran bırakan şeyleri görüntüye çevirme arzusu beni fotoğrafçı yaptı”
Brassai

Hayatta anlam var mı diye düşünürsünüz bazen, ama birileri çıkar hayatınızın anlamlı olduğunu anlarsınız!
Brassai

Önce Henri Cartier Bresson’un talihsiz arkadaşı İzis’i yazdık, sonra sokağın şairi Willy Ronis’i, ardından da ünlü Hotel de Ville’deki öpüşme fotoğrafı “Le Baiser” nin fotoğrafçısı Doisneau’yu… Bugün Centre Pompidou sanat Merkezi’ndeki sergisi nedeniyle Brassai’yi yazıyoruz. Sırada aynı dönem Paris fotoğrafçılarından Jacques Lartigue, Marc Riboud ve Henri Cartier Bresson var. Robert Capa ise çok farklı özellikleri olan büyük fotoğrafçı olarak 8 fotoğrafçılı bu serinin son konuğu olacak.
Brassai’nin 9 Kasım 2016 ve 30 Ocak 2017 tarihleri arasında Paris’te Pompidou Sanat Merkezinde “Graffiti” adlı sergisi var. 1930’ lu yıllarda Brassai uzunca bir süre Paris duvarlarındaki resimleri, kazınmış yazı ve şekillerin fotoğrafını çeker… Bu fotoğraflar dergileri süsler. New York daha dahil olmak üzere dünya’da çeşitli şehirlerde sergilenir. Sürrealist sanatçılara ilham kaynağı olur. Macaristan’da 1899’da doğan, 84 yaşında Paris’te ölen Brassai’nin esas adı Gyula Halsz’dır. Desinatör ressam heykeltraş ve yazar olan Brassai’nin fotoğrafa başlaması, fotoğraf makinesini dökümantasyon aracı olarak kullanmaya başlamasıyla olmuştur. Ancak ardından makinesi elinden bırakamaz hale gelmiştir.

Brassai sokak sokak dolaşır. resim atelyeleri, genelevler… Görmeyi başaramadığımız şeyler, insanlar teker teker karşımıza çıkagelirler, elle tutulurlar.
Zamanını bu kadar güzel göstermiş, yaşadığı dünyaya bizi bu kadar içine çeken başka fotoğrafçı çok azdır diye düşünüyorum. Picasso heykel yaparken, Henry Miller düşünceler içinde yazarken, Çiçek kabaresinde Akordeoncusu ile KİKİ, sokak lambası yakıcısı veya sokak dilberi hepsi gözünüzün önündedir.
Arkadaşı Henry Miller ona “Paris’in gözü” adını takmıştır. Bu ad avangard fotoğrafçı için tam yerindedir de.
Ticari açıdan da çok başarı kazanır, iki dünya savaşı arası Fransanın en ünlü fotoğrafçılarındandır.
Paris’in gizli yüzünü göstermiştir.Şehrin entelektüel yanını da cilalar. Picasso, Prévert, Sartre, Cocteau, Camus, Desnos, Miller dostlarıdır.
Montparnasse’ın deli yıllarının tanığı ve başrol oyuncusudur. Sürrealist akımın göbeğindedir.
“Eşyaları değiştiren sisin şiirinin, şehri dönüştüren gecenin şiirinin, insanları değiştiren zamanın şiirinin peşindeydim” der…
Fotoğrafta sevdiğim, özel olarak kaydedilmiş basit bir konu ve bunun olağanüstü hale getirilmesidir. Ara Güler’in tersine “Ben fotomuhabiri değilim, aktüalite beni ilgilendirmiyor. Gündelik hayat çok daha heyecan verici, sadece gözümüzle fotoğraf çekmeyiz aklımızla da çekeriz” der.
Görüntüsünü oluştururken tabii ki kompozisyon ve yapıya önem verir ama, daha çok yakın plan çalışarak insana dair fotoğraflar oluşturmaya çalışır.
Fotoğraflarını karanlık odada kendisi banyo eder ve basar.
Aslında fotoğraflarının sürrealist olması, gerçeği kendi görüşü ile olağanüstü hale getirebilmesinde yatmaktadır.
‘Sadece gerçeği göstermeye çalışıyorum ama gerçekten daha gerçeküstü birşey yok’ diye de ilave eder. Brassai gündelik hayatın bir köşesini sanki hayatımızda ilk defa görüyormuş gibi göstermeye çalışır.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Macar ordusunda süvari olarak görev yaptıktan sonra 1920’de Berlin’e yerleşir. Gazetecilik yapar ve aynı zamanda güzel Sanatlar akademisine devam eder. Brassai daha sonra Paris’e yerleşmeye karar verir. Pariste Jacques Prevert gibi önemli sürrealistlerle arkadaşlık kurar. Picasso Dali, Matisse ve Giacometti gibi dönemin önemli sanatçılarının fotoğraflarını çeker, onlarla dosluk kurar. Henry Miller ile köklü bir dostluğu olur. Henry Miller ve Picasso’nun kitaplarını yapar. Paris’in gece hayatını çok sevmektedir. “Gece Gezgini” “Gece Parisé’ adlı kitapları yayınlar. Paris sevgisi ise “Duygusal Paris” “Brassai-Paris” ve “Paris Aşkına” adlı fotoğraf kitaplarını hazırlar.
Fransa’nın Lejyon donör ödülü ile ödüllendirilir. Brassai yaşamın son dönemlerini dünyada tanınmış bir fotoğrafçı olarak geçirir. Arles’da sergiler açar, onur fotoğrafçısı olarak ağırlanır. Şu andaki Graffiti sergisinden önce daha büyük bir resrospektif sergisi yine Pompidou sanat Merkezinde 450 eseri ile 2000 yılında yapılmıştı. Fotoğrafın nasıl sanat fotoğrafı olduğunu ve fotoğrafçının nasıl sanat akınlarının göbeğinde olduğunu anlamak açısından mutlaka gezilmesi gereken bu Brassai “Graffiti” adlı sergiyi , Paris’e yolu düşen bütün fotoğrafseverlere öneriyorum.