Analog fotoğraf çağının efsanevi markası Kodak dijital döneme geçişte yanlış kararlar alarak fotoğraf dünyasında çok gerilerde kaldı. İflas etti, 50.000 çalışanına yol verdi. 2 milyar dolar fiyat biçilen 1100  patentine ancak 500 milyon dolar a alıcı bulabildi. Burada Kodak’ın başına gelen felaketin neden olduğunu anlatmaktan çok firmanın ünlü reklamlarına imzasını atan önemli bir isim ile ilgili yazacağız. Bu arada Kodak’ın esas batış sebebini de yazmadan geçmeyelim. Kodak filmli fotoğraf makinesi üretimini film ve kağıt üretimini bırakıp dijital fotoğraf makinesi üreteceği yerde printer üretme kararı aldı ve battı.

Yazacağımız ünlü isim Jean-Paul Goude, fotoğraf sanatçısı olmasının yanısıra grafiker, illüstratör, yönetmen ve organizatör. Bir koltukta çok karpuz. 72 yaşındaki sanatçı 70’li ve80 li yıllarda çok önemli eserler vermiş. Louvre müzesinin bahçesindeki  Arts Decoratif (Dekoratif Sanatlar) müzesindeki çok önemli retrospektif sergisini yıllar önce Paris’te izleme olanağı bulmuş ve çok etkilenmiştik.
Bu dahi sanatçı sanatın göbeğine ırkçılık karşıtlığının göstergesi olarak melez simgeleri koymuş, idolü , sevgilisi , modeli Grace Jones’tan ilham alarak eserler vermiştir. Jean Paul Goude, Chanel’in, Galerie Lafayette’in ve Fransa’nın 200’üncü yıl şölenlerinin organizatörü olarak tanınıyor.
Bir fotoğrafçı gözüyle bu dahi sanatçıyı incelediğimizde, diğer kültürlere verdiği değerin çocukluğunda sıklıkla gittiği hayvanat bahçesiyle ilgili olduğunu anladıyoruz. Paris’teki  ‘Sömürge Müzesi’ne yakın oturması, siyahi dansçıların sahne aldığı ve caz müzik yapılan barları mekan tutması da çizgisinin ana hatlarını ele veriyor. Herşeyimiz çocukluğumuzda şekillenmiyor mu? İrlandalı bale hocası annesinin yılda bir kez gösterilerde oğluna , onlarca küçük dansçı arasında Kızılderili şefi, üç silahşör, Afrikalı savaşçı rolleri vermesi de durumu pekiştiriyor. Bu dönemde bol çizgi roman okuyor. Okuduğu çizgi romanlar hayal dünyasını geliştiriyor. Tehlike ile güzelliği bir arada görmeye başlıyor. Zencileri sarıya veya beyaza boyuyor. Bir anlamda ırkçılığa  kafa atıyor diyebiliriz. Fransız devriminin 200’üncü yılı için düzenlenen törenlere askeri gösterileri yıkarak karşıt görüş getiriyor, ama bu yaptıklarının politik değil daha çok ahlaki değer olarak değerlendiriyor.
Kendisi küçük olduğundan hep insan iri kadınlara düşkünlüğü ile biliniyor. Grace Jones’ tan sonra devreye Kuzey Afrika güzeli Feride giriyor. Tüm bu yaklaşımları halen inandığı çok kültürlülükten kaynaklanıyor. Etrafında zenciler, beyazlar, uzak doğulular her türlü ırk ve renk mevcut. Bu insanların birbirleriyle ilişkileri, birbirlerine bağlanıp sevmelerinin çok önemli olduğuna inanıyor.
Bacakları kısa, kafası kocaman olan Jean Paul Goude bunları gizlemek için omuzlarına vatka , ayakkabılarının altına da kalın topuklar yerleştiriyor. Bu komik hali Esquire dergisine sekiz sayfa konu oluyor ve ‘French Connection’ tabiri bunun üzerine yerleşiyor. Amerika’daki kapı komşusu Andy Warhol’un “Seninle bir klinik açalım bir katını dişçi bir katını terzi yapalım, acayip para kazanırız” dediği biliniyor.
Sanatçının çektiği fotoğrafları kırpıp yeniden şekillendirdiği , ara boşlukları haftalarca boyayarak doldurduğu bir tekniği var. Bu teknikle Grace Jones’un bir fotoğrafı bütün dansçıların ikonu haline gelmiş.
Jean Paul Goude’un bu kişiliği, ardında yüzlerce eser bırakmış. 200’üncü yıl şenlikleri için yaptığı Champs Elysees’den aşağı içinde tören alayını barındıran ‘KARA TREN’ ilginç bir kreasyon. Goude’nun kreasyonları arasında çeşitli stilist çizimler göze çarpıyor. Etekleri havada tutan mekanik aksamlar geliştirmiş. Video instalasyonları da var. Bir odanın dört duvarında sürekli gelip giden metro trenleri ve onlara binmek isteyen insan görüntüleri olan videoları ilginç. Jean Paul Gaude’un fotoğraf, reklam, heykel, kabartma montaj-kolaj alanlarında verdiği ürünlerini de unutmamak gerek.
Sonuçta dahi bir sanatçı ile karşı karşıyayız. Eserlerini inceleyin isterseniz.