Paparazzilik 1950 li yıllarda İtalya’da ortaya çıkmış, gazetecilik ve fotoğrafçılık arasında bir meslektir. Bu konuda çok şey yazılıp çizilmiştir. Ben bu sayıda dünyanın en önemli 2 paparazzisinin  sergisi nedeniyle bu konuda bir kaç satırı sizlerle paylaşmak istedim.

Sergi YellowKorner’ın Fransadaki 30 satış noktasından en önemlisinde, yangın sonrası geçen yıl renove edilen La Hune’de açıldı. YellowKorner dünyada 100 satış noktası ile fotoğraf satışlarına yeni bir soluk getiren zincir.  

Şubat ayında yeni açılan sergileri nedeniyle kendileri ile tanışıp sergilerine, fotoğrafçılık mesleğine doğal olarak paparazziliğe dair konularda konuştuk.

Bruno Mouron ve Pascal Rostain ise dünyanın en önemli paparazzilerinden. Çok önemli ünlülerin peşinden koşup çok önemli kareler yakalamışlar. Ancak Paparazzi mesleğinin ölümünden sonra değişim geçirerek doğaya duyarlı fotoğraf sanatçısı olmuşlar. Kendileriyle sergileri ve paparazzilik konularında konuştuk. 

1988 yılında bir sosyoloji profesörünün öğrencilerine verdiği bir yıllık çevrelerinde oluşan çöplerin fotoğraflarını çekmeleri ödevinden ilham alarak fotoğraflarını çektikleri ünlülerin çöplerini karıştırmışlar. Bunları büyük formatlarda kadrajlayarak bizlere sunuyorlar. 2 yıl önce de bu konuyla ilgili “Autopsie” adlı altında bir de kitap çıkartmışlar. 

Bruno Mouron artık paparazzi mesleğinden bahsedilemeyeceğini söylüyor. Akıllı telefonlarla herkesin paparazzi olduğunu, ünlülerin kendi kendilerini sosyal ağlarda gösterdiklerini ve yazılı basının sürekli kan kaybettiğini belirtiyor.

Paparazzi sözcüğü 1950 li yıllarda İtalya’da ortaya çıkıyor. Pappataci küçük yapışkan sineklere verilen ad, ragazzi de italyanca küçük çocuk anlamına giliyor. İki kelimenin birleşmesinden paparazzi ortaya çıkmış. Frederico Fellinin “La Dolce Vita” filminde paparaziler neredeyse  başrolü oynamışlar. Bu fikri Felliniye kendisi de ilk paparazzilerden olan Tazio Secchiaroli vermiş. Secchiaroli daha sonra paparazziliği bıramış ve sinema fotoğrafçısı olarak yoluna devam etmiş. La Dolce Vita filmini izlemediyseniz mutlaka izlemenizi öneririm. Kült bir filmdir. (Devamı fotoğrafların altında)

1950 li yıllarda italyada çok sayıda dergi vardır. L’espresso, Il tempo, Le Ore, L’europeo, Settimo, Giorno, Lo Specchio bunlardan en önemlileridir. Bu dergilerin hepsi her konuda haber yapan dergilerdir. Ama ne zaman ünlülerin özel yaşamlarından haber yaptılar ve fotoğraflarını bastılar dergi satışlarının arttığı anlaşıldı. Diğer taraftan taşrada iş bulamayan gençlerden bazıları da Roma’ya gelip fotoğraf peşinde koşmaya başladı. 

Fotoğrafçı önemli bir ünlünün güzel  haberini yakalarsa voleyi vuruyor doğal olarak. Settimio Garritano bu italyan paparazzilerden biridir ve  Jacky Kennedy’nin çıplak fotoğraflarını çeken kişi olarak tarihe geçmiş durumdadır. 

Bu arada fotoğrafçı  basın ile ünlü arasında kimlik bozulması yaşamaya başlamaktadır. Bazı ünlüler göz önünde kalmaya devam etmeye çalışırlarken, bazıları ise göz önündekileri düşürüp göze girmeye çalışmaktadırlar. Basın ise bu durumda kendini kullandırttıyor diyebiliriz. Böylece ünlüler, fotoğrafçılar, basın ve okuyuculardan oluşan bir şeytansı dörtgen ortaya çıkmış olmaktadır.

Paparazzi mesleği basın organı, okuyucu, ünlü ve fotoğrafçı arasında sıkışmış bir meslek dalıdır. Savaş fotoğrafçıları kahraman ilan edilirken paparazziler, anti-kahraman, röntgenci, para için ünülerin özel yaşamına tecavüz eden fareler olarak görülmektedirler. Oysa çektikleri fotoğrafların kendilerine has bir tarzı ve kendilerine has bir estetiği vardır. Daha çok 35 mm yakın plan flaşlı vur-kaç tarzında veya 300 den başlayan teleobjektiflerle uzantan avlarına yaklaşan başlıca 2 tarzları vardır. Zaman zaman parmaklar, eller kollar kadrajın içine girmektedir.

Bruno Mouron ve Pascal Rostain uzun yıllar ünlülerin peşlerinden gidip çok önemli fotoğraflara imza attıktan sonta Le Monde gazetesinde gördükleri bir haberden yola çıkarak ünlülerin çop lerini dikkatlerini çevirmişlerdir. 

Rostain ve Bruno 10-12 kadar ülkeden 40 kadar ünlünün çöplerini toplayıp güzel kompozisyonlarla fotoğraflarını çekmişler. Etik kurallara dikkat edmişler. Çöpten çıkan cinsellik içeren objeleri, tıbbı maddeleri fotoğraflarında kullanmamışler. Bu objelerin hepsini büyük kutularda saklamışlar. Madonna, Elton John, Reagan, Arnold Shwartzeneger, John Travolta ve Brigitte Bardot  gibi ünlülerin çöpleri duvarları süslüyor. Bruno bir noktaya dikkatimizi çekiyor. Yılda 500 $ ortalama geliri olan bir ülkedeki ünlünün çöpünden de Coca Cola şişesi çıkıyor, 100 bin dolar olan ülkedeki ünlünün çöpünden de aynı şişe çıkıyor. Coca Cola dünyanın her yerine çöp bırakıyor.   

Bruno ve Pascal artık paparazzilik yapmıyorlar, çöpler aracılığıyla doğaya, doğanın korunmasına dikkat çekmeye çalışıyorlar. İçlerindeki paparazzilik ölmüş. Ancak ne olursa olsun belli ki hem paparazzi hem de doğaya saygılı sanat fotoğrafçısı olacaklarmış.

Gelelim dünyanın diğer önemli paparazzilerine, Amerika Birlerşik devletlerinde çok az paparazzi var. Polis vakalarını ve kadavraları polis telsizinden takip eden, arabasında yatıp kalkan Weegee’yi paparazzi saymalı mı bilemiyorum ama Jacky Kannedy’inin peşinden düşmeyen başı sürekli belalara giren Ron Galella önemli bir paparazzi. Andy Warhol’ün “Benim en beğendiğim fotoğrafçıdır” dediği Galella Times, Harper’s Bazaar ve Vanity Fair’e sürekli fotoğraf vermiş. Marlon Brando’nun yumrukları ile 5 dişi kırılan Galella daha sonra sürekli dul Jacky Onassis’i ve çocuklarını takip ettiği için mahkeme tarafından önce Jacky’ye 8 metreden  daha fazla yaklaşmaması için uyarılmış, bu uyarıyı 4 kez ihlal eden Ron Gallelo 120.000 $ ve 7 sene hapise mahkum olmuş ama iş 10.000 $ ve hayat boyu Jacky’nin fotoğraflarını çekmeme yasağı ile tatlıya bağlanmış.  Ama uslanmayan Ron Richard Burton ve Elizabeth Taylor’u, Brigitte Bardot, Elvis Presley ve Sean Penn’i takip etmeye devam etmiş. Taylor anılarında Burton’un sık sık “ Ron’u öldüreceğim” dediğini söylemiştir.

The New York Times  ve  Newsweek çok öenmli bir diğer paparazzi Marcello Gepetti’yi Henri Cartier Bresson ve Weegee ile kıyaslamıştır. 1960-70 li yıllarda Sophia Loren, Anita ekberg, Alain Delon-Romy Schneider çifti  ve John Lennon fotoğraflarıyla ünlüdür. 1998 de öldüğünde ardında henüz tam incelenememiş olan  1 milyon negatif bırakmıştır. Burton ve Taylor çiftini çektiği  “Öpücük” adlı fotoğrafı en önemli fotoğrafları arasındadır.

Tazio Secchiaroli İtalyanların en önemli paparazzisidir. Fellini La Dolce Filmi için kendisinden ilham almıştır. Hakkına yazılmış “Tazio Secchiaroli: First of the Paparazzi” adlı kitap dışında internet üzerinde çok güzel derlemeler de vardır. The Guardian da “Flashgun warrior” başlıklı yazı Tazio’yu ve paparazziliğin çıkışını anlatmaktadır. 

İlgilenenler için; https://www.theguardian.com/theguardian/1999/jul/17/weekend7.weekend3

İtalyada Marcello Geppetti ve Tazio Secchiaroli Amerikada Ron Geppetto neyse Fransada da Bruno Mouron ve Pascal Rostain odur diyebiliriz.

Bruno ve Pascal’den bazı sorulara karşılık bulduğumuz cevaplar da şöyle oldu.

Nasıl Paparazzi oldunuz?

BM-Christian Brincourt ve Michel Blanc’ın 1970 yılında yazdığı “Fotoröportajcılar” kitabını okuduktan sonra önce foto-jurnalist olmaya karar verdim. Sonra da ünlülerin fotoğraflarını çekmeye başladım.

PR-Tesadüfen Orson Welles’i çekerek başladı.

En kötü anınız

BM-İyi bir fotoğrafı kaçırmak

Bir paparazzinin en sıkıldığı şey nedir?

PR-Size verilen bilgi yanlışsa canınız çok sıkılır.

BM-Olayı kaçırmak sıkar yoksa herşeye alışırsınız. Sabah kalkar yeni bir işe gidersiniz.

Bir paparazzinin yaşamında en keyifli anlar nelerdir?

BM-En hoşu tabii ki çektiğiniz fotoğrafın yayınlanacağını bilmenizdir. Bir de Scoop lar var. Önemli habercilik olayı diyebiliriz.

Fotoğrafını çekmekten an çok hoşlandığınız ünlü

PR- Mitterand, Monaco ailesi..

BM- Biz gazeteciyiz birisini fanı olmak için paparazzi olunmaz.

Flaş mı Teleobjektif mi?

Başlangıçta saklanılmazdı geniş açı kullanırdık sonra teknoloji ve gelişmeler teleobjektif kullanımını gerektirdi. Ben ikisini de kullanırım.

BM-35 mm kameralar kullandığımız da herşey daha keyifliydi.

Kendinizi Ünlü koleksiyoneri gibi hissediyor musunuz?

PR- Kattiyen. Ünlü biriktirmem, fotoğraf biriktirmem sadece anı biriktiririm.

BM-Kattiyen. Ünlülerin hayranı değilim.Benim sevdiğim şey mesleğim.

Paparazzilikte etik diye birşey var mı?

PR- Etik basından veya fotoğrafçıdan çok fotoğrafı çekilen ünlüde olmalı. Size en mahremini açmak isteyen ünlüye ne demeli?

Paparazzileri kim yaratıyor? Basın mı okuyucu mu?

BM-Bu sonu olmayan bir hikaye. Okuyucu yoksa dergi yok, dergi yoksa okuyucu yok…

PR-Ne basın ne okuyucu. Fotoğraf vermek istemeyen  ünlüler buna neden oluyorlar. Ünlülerin kendilerini satmaları gerekiyor, promosyona ihtiyaç var. Basına, medyaya ihtiyaç var ancak günün birinde kapılarını herkes kapattıkları zaman halk daha çok şey bilmek istiyor.

Neden kadın paparazzi yok?

BM- Evet, ilginç oysa kadınlar erkeklerden daha sabırlı..

Size özel hayat tecavüzcüleri deniyor!

BM- Onlara cevap vermiyorum. Bunu söyleyenler o işin benden daha çok içindeler..

PR-Bize hırsız, tecavüzcü diyorlar, oysa biz kimsenin ruhunu çalmıyoruz. Ruhları var mı? O da sorgulanabilir tabii. Biz gerçekleri gösteriyoruz. Bunlar çalınmış fotoğraflar değil bunlar gerçekler.

Okuyucular sizi hem avının peşindeki kurtlar gibi görüyorlar, hem de  fotoğraflarınıza bayıla bayıla bakıyorlar.

PR_ İkonları yıkmayı seviyorlar, hem haberleri tüketiyorlar hem “Ay ne fenaymış” diyorlar

BM-İnsanların gerçekleri bilmeye ihtiyaçları var. Bunu biraz tarihe yaydığınız zaman bir çok fotoğraf bazı galeri ve müzelerin duvarlarını süslemeye başlıyor.

Fotoğraflarınızı müzelerde görmek nasıl bir duygu?

PR-Müzede fotoğraflarımızı görmek hoş.Tek tek bakıldıklarında anlam taşımayan bu fotoğraflar bir araya geldiklerinde hem fotoğrafçı mesleğine hem gazeteciğe hem de fotoğraf tarihine birşeyler bırakıyorlar.

BM-Sanat tarihi henüz bu konuya ilgi göstermiyor. Ancak bazı fotoğraflar şarap gibi yaşlandıkça güzelleşiyorlar.

Yazımızı bitirmeden önce Paparazzilerden  ilham alan Cindy Sherman’ın bir iki işine de göz atalım derim.

Ünlülerin atıklarından oluşmuş “Paparazzi” adlı fotoğraf sergisi 13 Şubattan 15 Nisana kadar devam edecek. “Bana çöpünü göster sana kim olduğunu söyleyim!” sloganı ile yola çıkan serginin yeri, güncel konusu ve fotoğrafçıları nedeniyle oldukça fazla izleyici toplayacağını söyleyebilirim.

Yazımızın sonunda da bir kaç paparazzi fotoğrafı ve ilgilenenler için bir kaç kitap önerisi  bulacaksınız.