Pinot Noir, nazlı bir üzüm. Sisli, rüzgârlı, serin, gölgelik ve kuzeye bakan alanlarda iyi ürün yetişiyor. Kabuğu ince. Üzümün cinsi ne kadar küçükse, şarabı o kadar iyi oluyor. Fransa’nın kuzeyinde kendisine uygun iklim koşulları sağlanıyor ve en iyi Pinot Noir orada yetişiyor. En iyi koşulları bulduğu Bourgogne dediğimiz bu bölgede bile ancak üç yılda bir iyi Pinot Noir ürünü elde ediliyor.

Pinot Noir ile sek kırmızılardan köpüklü şaraplara dek farklı çeşitler üretilebiliyor. Rengi açık ya da koyu kırmızı olabiliyor. Meyve tatları aldığınızda; bu, çilek de olabiliyor, kiraz ya da erik de. Sandal ağacı, baharat ve çiçek aromalarını ayırt edebiliyorsunuz. Kompleks tatlar alıyorsunuz. Pek çok yemeğe iyi bir eşlikçi oluyor.

Üzüm yetiştiricilerinin bazıları, kendilerine meydan okuyan bu çeşidi özellikle üretmek istiyorlar. Çünkü Pinot Noir’dan yapılan şarap, kalbe hitap ediyor. Nadir bulunan, nadiren iyi yetişen bu üzümden, gizemli ve romantik hisler uyandıran şaraplar yapılıyor.

Şarapseverler arasında takım tutar gibi Pinot Noir’ı tutanlar var. Bunlardan birisine ‘Sideways’ filminde rastladık. Filmin kahramanı Miles (Paul Giamatti), filmin en unutulmaz sahnesinde, Maya’ya (Virginia Madsen) neden en sevdiği şarapların Pinot Noir’dan yapılanlar olduğunu açıklıyor. Pinot Noir’ı Cabarnet Savignon ile kıyaslıyor. Cabarnet Savignon’un kolay yetişir, her yerde karşılaşılır oluşunu olumsuzluklar hanesine yazıyor. Pinot Noir’ın kaprisine rağmen, sunduğu eşsiz tatların peşinden gittiğini anlatırken, adeta aradığı kadını tarif ediyor. Maya ise ona şarabı neden sevdiğini anlatıyor. Bu eşsiz diyalog sinema tarihinde yer alacak gibi görünüyor. Şaraba aşkla bağlı iki insanın, hayatlarının zorlu bir döneminde birbirlerini buluşu ve şarabın onları birbirlerine bağlayışı filmi izleyenleri mutlaka etkiliyor.

‘Sideways’, evlenmek üzere olan Jack’in (Thomas Haden Church), arkadaşı Miles tarafından Kaliforniya’da bir haftalık şarap ve golf turuna davet edilmesi ile başlıyor. Film iki erkeğin orta yaş krizine, birbirine tam anlamıyla zıt tepkilerinin açığa çıktığı, zaman zaman çatışmaya dönüştüğü durumların bir toplamı haline dönüşüyor.

İki erkeğin şaraba bakışları, hayata bakışlarını da temsil ediyor. Miles, şarabı hakkını vererek içmeyi tercih ederken, Jack yola yordama aldırmaksızın, o an aklına esen şişeyi açıp içiyor.

Filmi izlerken, dünyanın önde gelen Chardonnay ve Pinot Noir üretim yerlerinden Santa Barbara’nın bağlarında, şarap tadımı yapılan yerlerinde nefis bir gezi de yapıyorsunuz. Şarap tadımıyla ilgili çok başarılı sahneler var.

Miles, Maya’ya çok nadir bulunan 1961 ürünü şarabını neden o güne kadar içmediğini anlatırken, buna değecek özellikte bir gün yaşamadığını söylüyor. Maya ise böylesine muhteşem bir şarabın açıldığı günün -ne olursa olsun- özel bir güne dönüşeceğini söylüyor.

İşler planlandığı gibi gitmeyince, şarap baş döndürmeye başlıyor. Güvenli ana yoldan ayrılıp, nereye gittiği belli olmayan, ancak risk alınıp sapıldığında asıl güzelliklerin görülebildiği yan yollara sapma cesareti veriyor. Bazen rotadan ayrılmak iyi gelir. ‘Sideways’, Oscar ve Altın Küre ile ödüllendirildi. Biz güzel bir şarap açıp içtiğiniz ve güzel kıldığınız her güne bir Oscar veriyoruz.