Notre damın Kamburu Victor Hugo’nun1831 yılında yayınlanan ve Fransa’da krallık döneminin karanlık günlerinden kesitler sunan romanıdır.
Hugo Paris’in ünlü katedrali Notre-Dame’ın başrahibi Claude Frollo’yu kral XI Louis ile sohbete sokar. Bu sohbette, Frollo efkarlı bir şekilde bakışlarını önündeki kitaptan kiliseye çevirir ve şöyle der:”Ceci tuera cela ” yani “bu, onu öldürecek.” 

Hugo, 1482 yılına yerleştirdiği bu rastlaşmanın bulunduğu bölümünden sonra ki bölümde “Le livre tuera l’edifice” der. Burada mimarlığın (kiliseni taşları anlamı da çıkarımlanabilir) matbaanın icadını takip eden yıllarda tüm gücünü ve hatta varlığını yitirdiğini iddia eder. Hugo’ya göre mimarlık rönesans ile çoktan ölmüş, “taştan kitap” yerini “kağıttan kitaba” bırakmıştır.

Notre Dame de Paris’nin filmi 1911 de sessiz film olarak çekilmiş, ancak 1956 daki unutulmaz versiyonunda da Quasimodo’yu Anthony Quinn, Esmeralda’yı Gina Lollobrigida oynamıştır. 1999 TV için müzikal olarak çekilmiştir.
1998 den beri 15 ülkede binlerce kez sahnelene müzikalindeki “Belle” adlı iç parçalayan romantik parçayı duymayan kalmamıştır.

Bütün bu uzun girişi “bu, onu öldürecek” lafının, son zamanlarda sıkça duyduğumuz “iPhone fotoğrafı öldürecek lafına” bağlamak için yazdım. Victor Hugo bu lafı katedrali arşidüküne söyletmekteki amacı yeni icad edilmiş matbaa da sonsuz sayıda çoğaltılabilecek kitapların katedralin duvarlarındaki sembollerle yapılan eğitimin sonunu getireceğini düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Orta çağın sonlarında yaşanan değişimleri acaba günümüzde yaşıyor olabilir miyiz?
Dijital çağ sanatın yerini alıyor mu acaba? Sanal yaşam elle tutulan sanat eserlerinin pabucunu dama atıyor olabilir mi?

Bizde ilk baharda İstanbul Deniz Müzesinde yapılan Pitoresk İstanbul Dijital Sergi, Hollanda Den Bosh kenti Noordbrabants müzesindeki dokunmatik ekrandaki orta çağın en ünlü ressamı Jerome Bosh’un sergisi ve nihayet Kore Seul de Monet’nin empresyonizmi adlı serginin müze duvarlarına projeksiyon şeklinde yapılması yeni bir çağa girildiğinin göstergeleri.
Bu duruma gelinmesinde sorunun eserlerin elde edilmesinin zorluğundan mı yoksa yeni sanatseverlerin tercihlerinin tahta çerçeve içindeki tuvalden ekrana doğru yönelmesinden mi geldiği ayrı bir tartışma konusu. Fotoğrafın öldüremediği resim sanatını dijital teknolojinin öldürmesi de bizce mümkün değildir. Biz şimdi fotoğrafa ve iphone a dönelim.
Bir önceki yazımızda Delaroche’un fotoğrafın bulunuşu için “Bugünden itibaren resim sanatı ölmüştür” dediğini yazmıştık.

Son günlerde iPhone’un fotoğrafı öldüreceği çok konuşulur oldu. Fotoğrafın resimde olduğu gibi hiç bir biçimde ölmeyeceği bilindiğinden, bu lafı belki de şöyle algılama gerekir; “iPhone diğer fotoğraf makinelerinin yerini alacak..” İşte bunu anlamak mümkün. iPhone o kadar pratik ki artık insanlar ağır DSLR makinelerini taşımak istemiyorlar. hatta küçük kompakt kameralar bile yerlerini iphone veya diğer mobil cihazlara bırakıyor.
Bu cihazların mükemmel lensleri çok güzel fotoğraflar çekilmesine olanak sağlıyor. Sensör rezolüsyonları gelişiyor, gelişmeye de devam edecek. Aksesuar miktar ve kalitesi de aynı şekilde artıyor. 2 lensle siyah beyaz çekme olanağı sağlayanlar var.
Küçük yüksek rezolüsyonlu 1.7 diyafram açıklığına ulaşan ve tüm manuel ayarları yapabileceğiniz küçük ek kameralar cep telefonlarınıza veya ipad’lerinize takılabiliyor. Kaliteli bir fotoğraf çektikten sonra süratle bazı ayarlar yapıp yine süratle sosyal paylaşım ortamlarına sokmak mümkün. Daha da ileri gitmek isteyenler değişik lezzette siyah beyaz, çift pozlama, bracket, seri çekim, panoramalar yaratabilirler.
Dünyanın en önemli uzman mühendislerinin bütün ihtiyaşları düşünerek ürettiği bu cihazların mükemmeli arayış içinde olduğunu artık kabul etmemiz gerekir
Daha da ileri gitmek isteyenlere bu fotoğraflardan yola çıkarak ve bunları stilize ederek abstre, yağlı boya, sulu boya dijital eserler yaratma imkanları var. Eeee bu kadar avantaj ve özellikleri olan bir fotoğraf makinesi başlangıçta telefonda olsa doğal olarak diğer makineleri zaman içinde öldürebilecektir, ama fotoğrafı asla. Kimsenin endişesi olmasın…
Hugo’nun düşündüğünün aksine kitap hiçbirşeyi öldürmedi, mimaride var olmaya devam ediyor, kilise de…