images-24 images-23 images-22

 

Kendini emekli Tarzan olarak tanımlayan bir marjinal fotografçıyı tanımak ister misiniz?

Simber Atay Eskier’in sınav dönemi sorusu olarak sorduğu “Fotoğraf sona ererse ne olur?”    sorusunun cevapları arasında bulunan “Önce Miroslav Tichy yi tanımalısınız; Çünkü O’nun sizin tanışıklığınıza hiç ihtiyacı yok!” göndermesinden yola çıkmak istedim.

Tüm fotoğraflarını 70-80’li yıllarda çeken ve hedefine ulaştıktan sonra eline fotoğraf makinesi almayan halen 85 yaşındadaki bu Çek fotografçıyı tanımayı bence fazlasıyla hak ediyoruz. 2000’li yıllarda komşusu ve  arkadaşı sanatçı Psikiatr Roman Buxbaum tarafından ortaya çıkarılan Tichy’nin oldukça zor bir yaşamı olduğu anlaşılıyor.1950 yılında güzel sanatlar akademisi resim bölümünü bitirene kadar her şey yolunda gitmiş. 1968’de komünist rejimin Prag’ı işgal etmesiyle de her şey tersine dönmüş. Özgürlükler sınırlanmış oysa Tichy tam bir non – komformist. Askerlik dönemi hakkında hiç konuşmayan Tichy daha sonra rejime ters düşüp 8 yıl tecrit ediliyor . Bu arada atölyesi yıkılıyor. Daha sonra aklının bir kısmı ile birlikte resmi bir kenara bırakıp fotoğrafa yatay geçiş yapıyor. Fotoğraf makinelerini kendi üretiyor. Ayakkabı kutuları, bira kapakları, don lastikleri, makaralar, tuvalet kağıdının karton ruloları, pleksiglas ve gözlük camları kullanarak yaptığı fotoğraf makineleri halen New York ICP’de  (International Center of Photography) 100 kadar fotoğrafıyla birlikte sergileniyor.

tichy2images-21

Fotoğraf çekmekteki amacını ‘aylak aylak gezeceğime denklanşöre basarak gezmek daha keyifliydi’ diye açıklıyor.

Fotoğraflarının hemen hemen tamamı kadın fotoğraflarından oluşuyor. Komşuları, işçi kadınlar, sokakta yürüyen kadınlar, havuzda güneşlenen kadınlar… Kadınlarla ilişkisi olmamasını komünist rejime bağlıyor. Başım sürekli polisle dertteydi diyor.

Fotoğraflarında ki kadın sırtları, kalçaları, dizleri, bacakları, ayakları görüntüleri tam bir röntgenci kişilik sergiliyor. Fotoğrafla kirli, grenli, buruşuk , bazıları lekeli. herşey ruh haliyle paralellik gösteriyor.

Bu ruh sağlığı açısından sınırdaki yaşlı adam kendine bir kural koyuyor. Günde 3 bobin film bitirme ve beş sene fotoğraf çekme kurallarını tam olarak uyguluyor. Filmlerinin banyolarını su kovalarının içinde yapıyor. Bazen filmleri günlerce su içinde kalıyor. Çöp  evinin her tarafı ezik büzük fotoğraflarla dolu. Bazı fotoğraflarım ısınmak için yakmış. Elinde fotoğraf makinesi ile dolaşırken görenler o makine ile fotoğraf çektiğine inanamıyor ve deliliğine veriyorlar.

Bazı net çıkmamış fotoğraflar kurşun kalemle hatları çıkartmak için çizmiş ve bazı beğendiklerine kartondan süslemeli çerçeveler yapmış.

Sanki hayatının bir dönemi fotoğrafla yatıp  fotoğrafla kalkmış.

Objektiflerini  kendisinin üretmesi de oldukça ilginç: plexsiglası bıçakla yuvarlak bir şekilde kesiyor. İyice incelip şeffaf hale gelene kadar zımpara kağıdı ile ovalıyor. Daha sonra da diş macununa sigara külü karıştırıp objektifini parlatıyor.

Hayatla ve fotoğrafla ilgili felsefesini de gayet güzel oluşturmuş durumda. gerçeği değil onun dünyadaki gölgesini görebildiğimizden dem vuruyor. Her şeyin dünyanın ritmi ile uyumlu olduğuna ve bir kader olduğuna inanalardan. haksızda sayılmaz 80 yaşında ünlü olup dünyanın önemli snat merkezlerinde sergilenme haketmek bir yazgı olsa gerek.

Buxbaum tarafından ilk kez 2004 Sevilla daki Bienal de sergilenen eserleri (eser demeli mi bilemiyorum) daha sonra Paris’te Pompidou  Modern Sanatlar Merkezinde  ardından da Zurich de Kunsthaus da sergileniyor.

Arkadaşları fotoğraflarını toplayıp adına bir vakıf kuruyorlar ve adını Tichy Ocaen koyuyorlar. Vakıfın web sayfasına internetten ulaşmak mümkündür. Fotoğraflarını burada izleyebilirsiniz.

ICP kendisiyle ilgili 2 kitap hazırlamış. Baxhaum da yaşamıyla ile ilgili 35 dakikalık bir film çekmiş.

Umarım bu sıra dışı röntgencinin fotoğrafları  ülkemizi de ziyaret eder, uzun uzun üzerinde düşünme fırsatı yakalarız.

Böyle bir sanatçıyı tanıtmak amacı ile yazdığım bu yazının ardından esas soruyu sorarak kapatmak istiyorum.

Bu çekilen fotoğraflarda bilinçli bir sanat var mıdır yoksa bunlar tesadüfe bırakılmış birer görsel leke olarak mı algılanmalıdır?

Hepinize ışıklı günler dilerim ☺