Şarap çok yönlüdür, yedinci sanata da gönül vermiştir. Sinema ise bu sevgiyi karşılıksız bırakmamış, şaraba rol vermiş, o da çok iyi bir oyuncu olup, çıkmıştır. Şarap, filmlerin pek çoğunda figüran ya da dekorun bir parçası olarak görev yapmaktan gocunmamıştır. Belli ki, bunu sinema kariyerinde atılması gereken bir adım, kazanılması gereken bir deneyim olarak görmüştür. Kimi filmlerde suça yataklık etmek zorunda bırakılmış: içine zehir karıştırılıp, kurbana –ölümün soğuk nefesinin kendi hoş tadı eşliğinde– usulca yanaşmasına göz yumması gerekmiştir istemeyerek de olsa… Zaten şaraba itiraz hakkı tanınmamıştır. Ona kalsa, böyle olmayacağından eminiz. Çünkü şarabın aslında kötü niyetli olmadığını biliyoruz. Ama kariyer uğruna buna bile katlanması gerekmiştir. Ambiyans göstergesi olarak filmdeki yerini aldığı durumlarda, koltukları kabarmıştır.

Michael Curtiz’in 1942 yapımı kült filmi ‘Casablanca’dan aklınızda kalan kim bilir ne çok şey var… Ünlü repliği “Tekrar çal, Sam”, ünlü şarkısı ‘As Time Goes by’… Şarap ve şampanya, filmde umutsuzlukla ve sıkışıp kalmışlık duygusuyla baş etmeye çalışan karakterlerin sığınağı olarak dikkatimizi çeker. Yine de şarap sadece kederin eşlikçisi değildir. Ilsa (Ingrid Bergman) ve Rick’in (Humphrey Bogart) mutlu Paris günlerinde, keyfin tamamlayıcısıdır. Ayrılmalarına ramak kala, Rick’in bol bol şarap içtiği görülür. Çünkü, Almanlar’ın Paris’e yaklaştığını duyan Fransızlar, Cordon Rouge’a kıyamazlar; normalin çok üstündeki miktarlarda tüketerek bu değerli şarabı bitirmeye çalışırlar. Amerikalı Rick, Fransızlar’ın tarafını tuttuğundan, onlara Cordon Rouge içerek destek olmaktadır.

Frank Capra’nın yönettiği, 1946 yapımı ‘It’s a Wonderful Life’ (Şahane Hayat) adlı filmde, bir meleğin (Donna Reed) bunalımdaki işadamına (James Stewart), hayatın kendisi olmasaydı neye benzeyeceğini gösterme çabaları konu edilir. Filmde şampanya ve sıcak şarap da rol alır.

Raymond Chandler’ın ‘The Big Sleep’ (Derin Uyku) adlı romanından, William Faulkner’ın senaryosunu yazdığı, 1946 yapımı filmde, Humphrey Bogart ve Lauren Bacall başrolleri paylaşmışlardır. Film, çetrefilli bir cinayeti çözmeye çalışan bir dedektifin başından geçenleri anlatır. Karakterlerin sertliğiyle uyumlu olarak bolca brandy tüketilir. Brandy, genelde şaraptan damıtılarak elde edilir. Alkol oranı yüzde 40-60 arasında değişir. Üzüm dışında, erikten de elde edildiği olur.

Klasik bir aşk hikâyesinin anlatıldığı, Cary Grant ve Deborah Kerr’in oynadıkları 1957 yapımı ‘An Affair to Remember’ adlı filmde pembe şampanya başroldedir.

‘Baba’ filmlerinde şarap, İtalyanlar’ın günlük yaşamındakine paralel olarak önemli bir rol üstlenmiştir. Filmlerin pek çok sahnesinde çeşit çeşit şarapla karşılaşırız. En pahalı şaraplardan, ev yapımı markasız şaraplara kadar. Bu filmlerde Chianti’nin tercih edilen şaraplardan olduğunu görürüz. Chianti, İtalya’nın en ünlü kırmızı şarabıdır. Toskana Vadisi’nde üretilir. Ana malzemesi Sangiovese üzümüdür. Başka üzümlerle de takviye edildiği olur.

James Bond’un Votka Martini düşkünü olduğu bilinir. Ancak James Bond serisinde baştan beri şarap da vardır: 007, özellikle 1953 Dom Perignon’a düşkündür.

Jonathan Demme’in 1991 yapımı ünlü filmi ‘Kuzuların Sessizliği’nde, karizmatik psikopat katil Hannibal Lecter’ın (Anthony Hopkins) favasına eşlikçi olarak tercihi Amarone’dir. Amarone, hasır üzerinde kurutulmuş Corvina, Rondinella ve Molinara üzümlerinden yapılan güçlü bir İtalyan şarabıdır. Asidi azdır ve alkol oranı genelde yüzde 15’in üzerindedir.

Alexandre Dumas Père’in yapıtından 1993’te yeniden çekilen ‘Üç Silahşörler’ adlı filmde, silahşörlerden Athos’un (Kiefer Sutherland), Anjou şarabını tercih ettiği görülür.

Türk filmlerinde assolistlerin ayağına su gibi dökülen, pompalı bir tüfek gibi patlatılan şampanyaları da es geçmemek gerek.